YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BİZ

Semra Şener

ATAMA ÖZLEM

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Asuman Dokuzlu

UTANIYORUZ ATAM!!!

Halil Kanargı

YÜREK DİLSİZ KALIR

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Tuna

İkinci Abdulhamid Han’a göre Ermeni meselesi

   Ulu Hakan Sultan İkinci Abdulhamid Han, hatıralarında Ermeni meselesini şu şekilde ifade etmektedir. İsmet Bozdağ tarafından kaleme alınan hatıralarında çok çarpıcı hususları dile getirmektedir.(Sultan Abdulhamid’in Hatıra Defteri,Yayıma Hazırlayan: İsmet Bozdağ, 1975, Kervan Yayınları)

 

    Ermeni meselesi, Ermenilerin meselesi değildir.Rahat bir yürekle  söyleyebilirim ki, Ermeni kavmi, Osmanlılığı en iyi benimsemiş,onu iyi temsil etmiş bir kavimdir.Medeniyetimize hizmet etmişler, devletimizin bekasına  ve hizmetleri ve sadakatleriyle mümtaz Osmanlılar çıkarmışlardır.

 

    Ermenilerin bizden hiçbir şikayeti yoktu.Fakat Ruslar, Bulgaristan üzerindeki emellerine ulaşınca Ermenilerin bizden hiçbir şikayeti yoklu. Fakat Ruslar, Bulgaristan üzerindeki emellerine ulaşınca, Osmanlı imparatorlugu'ndan yeni bir parça daha koparmak için , Ermenileri parmaklarına doladılar. Gönderdikleri ajanlarla öğretmenleri ele geçirdiler, sonra da buldukları macera düşkünü Ermenileri bizim aleyhimize çevirdiler. Aslına bakılacak otursa Ruslar;Türkiye'de müstakil bir Ermenistan kurulmasından yana değillerdi. Çünkü, kendi sınırları içinde de Ermeniler vardı, o zaman bunlar da bağımsız Ermenilere katılmak isteyeceklerdi. Rusların hesabı, kendi  Ermenilerinin ağızlarına bir parmak bal çalmak, Türkiye'nin başına bir gaile çıkarmaktan ibaretti. Çok geçmeden buna Fransızlar ve İngilizler de katıldılar.

 

    Osmanlı ülkesinden koparılacak yeni parçada, onlar da söz sahibi olmak istiyorlardı, ilk Ermeni komitesinin Türkiye’de değil de Paris’te kurulmuş olması, her şeyi ortaya koyar. Fitnenin başı dışarıda idi.

 

    Ben, fitneyi bastırmak, bu iyi Osmanlıları, yanlış yollara sapmaktan kurtarmak için elimden geleni yaptım. Bir yandan kendilerine şefkatle muamele ettim, bir yandan Katolik ve Ortodoks Ermeniler arasındaki anlaşmazlığı kullanarak, uzun müddet, bir fikir etrafında toplanmalarını engelledim.

 

   Fransızlar, Katolikleri himaye ediyorlar, Ruslar, Ortodokslara arka çıkıyorlardı. Ben, bazen birini, bazen ötekini tutarak, ama her ikisinin de Osmanlı Reayası olduğunu hatırdan çıkarmayarak, tahrikleri önlemeğe çalıştım. Önce birbirlerini kırdılar, sonra dönüp Müslüman ahaliye saldırdılar.

 

    Bu oyunu, ben de biliyordum, dünya da. Çünkü Bulgaristan'da denenmiş ve sonunda Bulgaristan'a muhtariyet adı altında bağımsızlık kazandırmıştı. Onun için zabıta kuvvetleri ile, Ermeni - Müslüman çatışmasını önlemeğe çalışıyordum. Ermenilerin muradı, Müslümanları kışkırtmak, üstlerine saldırtmak, sonra da dünyayı ayağa kaldırtmaktı. Bundan sonra Avrupa devletleri işe karışacaklar, bu iki unsurun bir arada yaşayamayacaklarını ileri sürerek muhtariyet isteyeceklerdi.

 

    Papazlar, öğretmenler, ajanlarla sürdürülen bu tahrikler, önceleri pek itibar görmedi. Birçok Osmanlı Ermeni, bu kışkırtmaları hoş karşılamadı. Bunun üzerine kurulan çeteler, önce bu namuslu Ermeni vatandaşlarımı yola (!) getirmek için bunları kesip öldürmeğe başladılar. Bu namuslu Ermeniler, bir taraftan hükümetten, bir taraftan çetelerden çekiniyorlardı. Sonra, sonra bunlar da çeteleri desteklemeye, beslemeye, saklamaya başladılar.

 

    Birinci safhası böyle biten oyunun ikinci safhasına geçildi. Türk kılığına giren Ermeniler, kendilerine yardım etmek istemeyen kendi vatandaşlarını öldürüp sonra da "Görmüyor musunuz, sizi Türkler kesiyor, siz hala bizimle birlik olmuyorsunuz" demeğe başladılar. Bir yandan da Türk köylerine giriyorlar ve Müslüman halkı türlü işkencelerle öldürüyorlardı. Bunların içinde, vücudu bıçakla yarılıp içine barut doldurulduktan sonra tutuşturulanlar da vardı!

 

    Bu Ermeni tahrikçileri özellikle Sason bölgesinde tahriklerini sürdürüyorlardı. Bu Ermeni - Müslüman kavgasını sona erdirmek için, müşir Zeki Paşa emrindeki orduyu, bu sahaya sevk ettim ve ayaklanmayı bastırdım. Büyük devletler elçileri, birbirleri peşinden Saraya koştular; zavallı Ermenilerin kılıçtan geçirildiğini ve bunun zulüm olduğunu söylüyorlardı. Hele İngiltere elçisi, hemen bir  tahkikat heyetinin kurulmasını istiyor ve buna öncülük etmek için de bir İngiliz Askerî Ataşesinin hemen olay yerine gönderileceğini söylüyordu.

 

    Bütün elçilere ve bu arada daha sert bir dille İngiliz Elçisine, bunun bir asayiş meselesi olduğunu, Ordunun buralardaki eşkıyaları temizlediğini söyledim ve ilave ettim: "Ataşe göndermenize müsaade edemem. Çünkü bu günlerde buralarda bir İngiliz Ataşesinin görünmesi, yatışmış toplumları yeniden birbirine düşürebilir."

 

    Elçi yanımdan hayret içinde ayrıldı. Çünkü ben o günlerde İngiltere'nin uzak doğuda Ruslarla başlarının iyice derde girmiş olduğunu biliyordum. Hem Rusya, hem İngiltere, hem de Almanya'dan çekinen Fransa ciddî bir müdahalede bulunamazdı. Nitekim bulunmadı da.. Fakat bunu izleyen yıllar İngiltere Ermeni meselesini ayakta tutmak için elinden geleni yaptı. Çünkü bu sürede Mısır'da giriştiği işleri örtmüş oluyor, dünyanın dikkatini Türkiye üzerinde uyanık olarak tutuyordu.

27.03.2015
Bu yazı 3012 defa okundu.

Diğer Yazıları