YAZARLAR

Süleyman Kasım Şener

BU ÇOCUKLAR DENEME TAHTASI MI?

Mehmet ÖZÇAKIR

AYDIN’DA IZ BIRAKANLAR

HAVVA ÇETİNTÜRK

KAPLUMBAĞA ve BEN

Atilla Dağıstanlı

BUGÜN 1 MAYIS

Mesut Çelik

Vefakar Ülkem

Gönül Şahin Mezkit

15 Temmuz günü



Mesut Mezkit

İslam Adâletinin Kalpleri Fethi

İslam, asıl kalpleri fethederdi. Yani maddi fetihten evvel manevi fetih asıldı.

Ancak Osmanlı-Türk Devleti’ne bakışı oryantalist kadar bile olmayan; Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı da yapmış bir zatın köksüz maziyi dillendirerek şu iddiaları öne sürmesi çok dikkat çekicidir: ”Zaman, zaman, Osmanlı’nın ve İslâm’ın başka dinlere hoşgörüyle baktığı söylenmiştir. Bu sav, doğru değildir. Gerçek şudur: İslâm, yalnızca kitabi dinleri tanımaktadır.Ancak en son ve en yetkin  dinin kendisi, dolayısıyla kurtuluşun  kendisinde olduğunu ileri sürdiğünden, İslâm, kitabi tek tanrılı din mensuplarını,.. ilkin İslâm’a çağırmakta, bu çağrıyı benimsemedikleri taktirde, onlardan devletin müslüman uyruklarının vermediği bir vergiyi, başvergisi (cizye) adı altında istemektedir... Osmanlılar bu vergiyi sürekli uygulamışlardır... Eğri oturup doğru konuşalım. İçten ve dürüst  olalım. Ya müslüman olacaksın ya da ek ek vergi (cizye) vereceksin diye dayatan bir devlette, din ve vicdan özgürlüğünün bulunduğunu söylemek bir aldatmacadır” (Selçuk, 1997: 7).

Bu köksüz ve mesnedsiz; hatta o ruhtan bîhaber iddianın aksine, Müslüman devletler kendilerine tâbi olan gayr-i müslimlerden cizye adıyla cüz'î bir vergi alır, bunun mukâbilinde de onları himâye ederlerdi. Şayet bunların memleketlerine bir taarruz vuku bulursa Müslümanlar derhal ordu ile o taarruzu def ederek, onları himâye ederlerdi. Onları böylece himâye etmedikçe kendilerinden cizye almazlardı.

Yermük Harbi sırasında İslâm ordusu belli bir bölgede toplanmak zaruretinde kaldıklarından Humus ahâlîsini bir müddet himâye edemeyecek bir vaziyette bulunmuşlardı. Bunun üzerine, o ahâlîden almış oldukları cizyeyi, kendilerine iâde ederek:

“Biz şimdi harb ile meşgulüz, sizi himâye edemeyeceğiz. Binaenaleyh verdiğiniz cizyeyi alınız da başınızın çaresine bakınız.” dediler. Fakat o ahâlî Müslümanların zaten ne âlicenap, ne adâletperver olduklarını evvelce de anlamış bulunduklarından iade edilen cizyeyi kabul etmediler.

“Sizin hâkimiyetiniz, adâletli idareniz bizim için daha evvel içinde bulunduğumuz mağduriyet ve mazlumiyet hâlinden kat kat üstündür. Vâliniz bizde kalsın, şayet Bizans askeri şehrimize saldırırsa biz onları vâlinizle beraber def ederiz” demişlerdi. İşte adâlet, kalbleri böyle fetheder. O muhterem İslâm kumandanlarında tecelli eden şu adâlete bakınız. Onlar başka bir dine mensup olsalar da İslâm'ın âdilâne himâyesini kendi dindarları bulunan kavimlerin hâkimiyeti altında yaşamaya bin kere tercih ediyorlar.

Kaynakça:SELÇUK, Sami (1997): Türkiye Günlüğü Dergisi, Eylül-Ekim-1997, İstanbul

12.10.2017
Bu yazı 53 defa okundu.

Diğer Yazıları